'STK' kategorisi için arşiv

“Ermeni soykırımı” iddiasına kapsamlı bir çözüm modeli… *

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi 10 Ekim 2007 günü yaptığı oturumda, 30 Ocak 2007 günü Kaliforniya Senatörü Mr. Schiff ve arkadaşları tarafından verilen karar tasarısı önergesini 21 oya karşılık 27 oyla kabul etti. 

Kararın ardından Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül resmi bir açıklama yaparak “Komite’nin bu kabul edilmez kararının, geçmişteki benzerleri gibi Türk halkı için hiçbir geçerliliği ve saygınlığı yoktur” dedi. Bu açıklama, kanaatimizce Türkiye’nin bundan sonra ABD’ye karşı ortamı gerecek ve ilişkileri büyük ölçüde etkileyecek somut adımlar atmaktan kaçınacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıklamasında “Bazı politikacılar, sağduyu çağrılarına kulaklarını tıkayarak bir kez daha büyük meseleleri küçük iç politika oyunlarına alet ve feda etme teşebbüsünde bulunmuşlardır” denilmekte ve bir anlamda tasarının kabulüne karşı tavır koyan ABD yönetimine yumuşak bir mesaj verilmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın icra makamı olmaması sebebiyle yaptığı açıklamanın yaptırıma yönelik mesajlar içermediği açıktır. Ancak hükümet adına Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da “kınama” ile yetinilmekte ve Ermenistan’ın diyalog kapısı tercihinin doğru bir yaklaşım olacağı belirtilmektedir. Öte yandan ABD’de tasarıya karşı lobi faaliyetlerini yürüten ve Temsilciler Meclisi üyeleriyle temaslarda bulunan Sayın Egemen Bağış da yaptığı açıklamada “karşı oy kullananların sayısının 21′e çıkmasını” memnuniyet verici bulduğunu ve bunun yürüttükleri lobi faaliyetinin bir sonucu olduğunu söylemesi düşündürücüdür. Bu açıklamalar Türkiye’nin Kuzey Irak’a operasyon yapılmasının gündemde olduğu bir ortamda ABD ile ilişkilerinde aşırılıktan ve ilişkileri uzun vadede bozabilecek etkili önlemler içeren bir paketi -en azından tasarının temsilciler meclisinde oylanmasına kadar- gündemine almayacağını göstermektedir. ABD kanadından gelen ve Türkiye’yi somut adımlar atmakta acele etmemesi konusunda uyaran mesajlar da bu bağlamda değerlendirilmelidir. ABD yönetiminin Ermeni Tasarısının Temsilciler Meclisi’nden geçmemesi için ikna çabalarını sürdüreceğini açıklaması da aynı kapıya çıkmaktadır.

Bununla birlikte yapılan açıklamalar, Ermeni tasarısının Amerika’nın gündeminde en az bir ay kalacağı gerçeğini değiştirmemektedir. Bundan sonraki aşamada Ermeni tasarısı hakkında alınan karar bir hafta sonra Temsilciler Meclisi’ne getirilecek ve kasım ortalarında oylanacaktır. Buradan lehte karar çıkması çok daha az bir olasılıktır. Çünkü Temsilciler Meclisi Başkanı Demokrat Nancy Pelosi en baştan itibaren Ermeni lobisi ile birlikte hareket etmekte ve tasarının kabulü için demokrat üyeler üzerinde baskı yapmaktaydı. Dolayısıyla sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısının Temsilciler Meclisi’ne aktarılması ve orada da tasarıya imza koyan 226 üye (218 yeterli olmaktadır) sayesinde kabul edilmesi beklenmektedir.

Tasarıya göre şekillenecek ABD dış politikası

Bu aşamada bu beklentileri boş çıkartmak için, Türkiye’nin kararlı bir şekilde tasarıyı değerlendirmesi, sonuçları hakkında ABD yönetimi ve kamuoyunu bilgilendirmesi büyük önem taşımaktadır. Bazı yorumcular tarafından tasarının bağlayıcı olmadığına vurgu yapılması büyük bir yanılgıdır ve tasarının içeriğinin iyi değerlendirilmediğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda tasarının ne içerdiğine iyi bakılmasında yarar vardır. Öncelikle tasarının bir yasa olmaması ve karar tasarısı olması sebebiyle hukuken bağlayıcı olmadığını söylemek, Türkiye için hiçbir sorun yaratmayacağı gibi bir yanlış anlamaya da sebebiyet verebilir. Hâlbuki tasarı ABD Başkanı’na Ermeni soykırımını bir gerçek olduğunu göz önüne alarak ABD dış politikasını yürütmesi çağrısı yapmaktadır. ABD Başkanı’nın 24 Nisan’ı ‘Ermeni Soykırımını Anma Günü’ olarak ilan etmesini ve her 24 Nisan gününde 1.500.000 Ermeni’nin sistematik ve kasıtlı bir imha politikası sonucu 1915 yılında yok edildiğini belirten bir mesaj yayınlamasını istemektedir. Daha da önemlisi, kabul edilen karar tasarısında, önceki yıllarda Kongre’ye sunulan tasarılardan farklı olarak sözde soykırımdan Türkiye Cumhuriyeti doğrudan sorumlu tutulmaktadır.

Bu maddeler, tasarının Temsilciler Meclisi’nden kabulünden sonra Ermenilerin Türkiye’nin karşısına tazminat ve toprak talepleriyle gelmesinin önünü açmaktadır. Ermeniler aslında Amerika ve Fransa’da sigorta şirketlerine açtıkları davalar ve aldıkları lehte kararlarla söz konusu girişimleri için başka bir cepheden hukuki bir savaş açmış durumdadırlar. Sigorta şirketlerinin uzlaşma yoluyla da olsa Ermeni vakıflarının ve derneklerinin taleplerini kabul ederek ödeme yapması Ermeniler açısından anlamlı bir başarıdır. Kaldı ki, Ermenilerin Fransa’da 2001 yılında önce yaptırım içermeyen bir kanunu parlamentodan geçirttikleri ve geçen yıl da bağlayıcılığı ve yaptırımı olan bir yasayı kabul ettirdiklerini unutmamak gerekir. Yine yaptırım içeren bir sözde Ermeni soykırım tasarısının Belçika Parlamentosu’nda gündeme alınmayı beklediği unutulmamalıdır. Diğer taraftan sözde soykırımı tanıyan tasarının ABD Kongresi’nde kabul edilmesinden sonra diğer bütün dünya ülkelerinin parlamentolarından benzeri karar veya yasaları daha kolay çıkartmalarının mümkün olacağı göz önünde tutulmalıdır. Bu durum, Türk milletinin dünya kamuoyunda soykırım suçunu işleyen yeryüzündeki ikinci millet olarak damgalanmasına yol açacak ve imajı çok kötüleşecektir. Hâlbuki açılan arşivler ve ortaya konan belgeler Türk milletinin haksız ve asılsız bir karalama kampanyasına muhatap olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda Türk Tarih Kurumu web sayfasına yeterince aydınlatıcı bilgi, belge vs. konulmuştur.

Bilinmeyen haklı tezlerimiz

Bu ayrıntılara dikkat çektikten sonra Ermeni karar tasarısına tekrar dönecek olursak, ABD Dış İlişkiler Komitesi’nin kabul ettiği tasarının “bağlayıcılığı ve yaptırımı olmayan” basit bir karar niteliğinde olduğunu düşünmenin saflık olduğu açıktır. Yine sırf bu düşünceyle konunun savsaklanması tehlikeli sonuçlar doğuracaktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti derhal sert bir açıklama yapmalı ve önlemler içeren bir paketi dünya kamuoyuna duyurmalıdır. Bu aşamada sözde soykırım tasarısının kabulünden sonra Demokrat Senatör Sherman’ın “Ankara birkaç gün kızgınlığını ifade edecek. Sonra geçer” sözlerini yalan çıkarmamak, gaflet içinde olduğumuzun kabulü anlamına gelecektir. O halde bundan sonra tasarının kabul edilmemesi için daha somut adımlar atılmalı ve ulusal eylem planı yürürlüğe konulmalıdır. Bir tarihçi olarak Amerikan kamuoyuna tasarının yanlışları ve tarihi gerçeklerin daha iyi anlatılmasının önceliklerimiz arasında olması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta, tasarıya imza koyan senatörler, bir Ermeni soykırımın yaşandığına inandıklarını belirtmektedirler. Yine ısrarla vurguladıkları bir husus, Türkiye’nin karşı tezlerini kendilerine anlatmadığıdır. İşte bu noktada yapılması gerekenleri sonuç kısmında ele almak kaydıyla, bazı akademisyenlerin ve muhalefetin gündeme getirdiği önlemleri değerlendirmek istiyorum.

Hatırlatmak gerekirse, dile getirilen somut önlemler arasında en heyecan verici olan İncirlik Üssü’nün kapatılmasıdır. İncirlik Üssü’nün kapatılmasının Türkiye’nin NATO antlaşmaları dolayısıyla mümkün olmadığı açıktır. Ayrıca buranın kapatılmasının Türkiye’nin stratejik önemine bir darbe vuracağı göz önüne alınmalıdır. Özellikle ABD’nin Kuzey Irak’ta bir üs kurma hazırlığında olduğu dikkatten kaçmaktadır. Bununla birlikte üssün ABD’ye NATO antlaşmaların çizdiği çerçevenin dışında kullandırıldığı da bilinmektedir. Bu itibarla İncirlik Üssü’nün kapatılmasından çok, Amerika’nın Irak operasyonlarında kullanımına bazı kısıtlamalar getirilmesi daha mantıklıdır. Bunun kısa vadede etkili bir önlem olacağına da kuşku yoktur. Çünkü İncirlik Üssü lojistik bakımdan bölgede bütün ABD üslerinden daha uygundur. Irak’taki Amerikan askerleri için hâlâ çok stratejik bir öneme sahiptir. Lübnan ve Afganistan’dan askerlerimizin çekilmesi önerisi de dikkate değer bir öneri olmakla birlikte ABD’li senatörler üzerinde etkili olacağı tartışma götürür. Çünkü Başkan Bush’un bu ülkelerdeki operasyonlarına Demokrat üyeler zaten karşı çıkmaktadırlar. Dolayısıyla, askerlerin Lübnan ve Afganistan’dan çekilmeleri, Başkan Bush’un zor durumda kalmasını isteyen Demokratların ekmeğine yağ sürecektir. Ayrıca, Türk askerinin her iki ülkede de terörle mücadele kapsamında bulunması iyi değerlendirildiği ve anlatıldığı takdirde Batı kamuoyunda Türkiye’nin olumlu imajına katkı yapacaktır. Önerinin hayata geçirilmesi tam tersine hem terörle mücadelede Türkiye’nin pasif kalmakla suçlanmasına sebep olacak hem de NATO içindeki askerî etkinliğimizin yok olmasına sebep olacaktır.

Bu durum, Türkiye’nin yalnız kalması ve dış dünyaya kapalı kalmasına yol açabilir. İzole olmuş bir ülkenin kendi tezlerini ve haklılığını dünyaya nasıl anlatacağı burada sorulmalıdır. Meşhur 1 Mart tezkeresinin geçmediği zaman ABD’de aleyhimize oluşan havaya bizzat şahit olmuş bir akademisyen olarak, atacağımız hiçbir adımın bizi dış dünyaya kapatmaması gerektiğine inanıyorum. ABD’nin Ortadoğu’daki hiçbir planının içinde olmamak, ülkemizin stratejik önemini kendi ellerimizle yok etmekten öteye geçmeyecektir, düşüncesindeyim. Ermeni tezlerini destekleyen ve yasa çıkaran ülkelere karşı boykot çağrılarının hiçbir kalıcı etkisinin olmadığı geçmişte yaşanan örneklerle sabittir. Bu bağlamda Habur Sınır Kapısı’nın kapatılmasının terör örgütü PKK’nın işsiz kalan bölge halkı arasında nüfuz kazanmasına sebep olabileceği de hesaba katılmalıdır.

Ortak tarih komisyonu inisiyatifi ve tanıtım

O halde kısa vadede Ermeni tasarısının Temsilciler Meclisi’nin gündemine alınmasını önlemek için alınması gereken somut önlemler Türkiye’ye değil Ermenistan ve diaspora Ermenilerine yönelik olmalıdır. Şahsen Ermeni lobileriyle mücadelede ülkelerin değil kişi ve kuruluşların hedef alınmasının sonsuz yararları olacağı kanaatindeyim. Bu çerçevede önerim, öncelikle Ermenistan’a karşı önlemlerin devreye alınmasıdır. Bazı çevrelerin ve AB’nin taleplerinin tersine, Ermenistan’ın yumuşatılması ve diyalog sürecine katılımı sağlamak için sınırların açılması asla düşünülmemesi gereken bir adımdır. Türkiye, Ermenistan’a karşı izolasyon politikasını daha katı uygulamalıdır. Ermenistan’dan çalışmak için Türkiye’ye gelen kaçak işçiler derhal sınır dışı edilmelidir. Bu adım, Ermenistan’da yaşayan Ermenilerin diasporaya tepkilerinin önünü açacak, aralarındaki gerilimi tırmandıracaktır. Bizzat yaptığım gözlemlere göre Ermenistan halkı diasporanın Ermenistan’ı yönetmesine ve iç politikada etkinliğini artırmasına karşıdır. Konuştuğum birçok Ermeni, diasporanın Türkiye’nin sertleşmesine ve sınırı kapamasına sebep olduğunu, konut ve emtia fiyatlarının yükselmesine yol açtığını ve Ermenistan siyasetini para ile ele geçirdiklerini söylemişlerdir. Aynı strateji çerçevesinde Ermeni lobilerinde görev yapan veya onlar adına çalışan kişi, kuruluş ve diplomatlar “istenmeyen kişi veya kuruluş” ilan edilmeli, Türkiye’nin kara listesine alınmalıdır. Soykırımı tanımadığını söyleyen elçinin Erivan’a tayin edilmesine karşı, Ermenistan’ın tavrı bizim tarafımızdan örnek alınmalıdır.

Dolayısıyla Ermeni tasarısının ABD ve diğer ülkelerde kabul edilmemesini sağlamanın yolu ulusal bir tanıtma eylem planı ile mümkündür. Türk Tanıtma Vakfı’nın veya kurulacak bir sivil toplum örgütünün çatısı altında ülke dışındaki bütün Türkler örgütlenmelidir. Her ülkede daimi komiteler kurulmalı ve bu komitelerin amacı, Türk imajını bozacak yayın ve faaliyetlerle mücadele olarak benimsenmelidir. Bu örgütlere işadamları ve çeşitli fonlardan ciddi kaynak sağlanmalıdır. Bu komiteler bağımsız olmakla birlikte bütçeleri bakımından Meclis’e hesap vermelidir. Ancak fonların kullanımı bütçe yönergeleri ve ihale kanununa tabi olmalıdır. Tercüme faaliyetleri, araştırmacıların istihdam edilmesi, çeşitli enstitülerin kurulması, kurulmuş olanların desteklenmesi, burs verilmesi ve düşünce gruplarının oluşturulması komitelerin hedefleri arasına alınmalıdır. Türkiye’de ise Ermeni sorununu çalışan merkez sayısı artırılmalıdır. Bu bağlamda Türk Tarih Kurumu da yeniden yapılandırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Ermeni tasarısının geçmesiyle Pontus ve Süryani sözde soykırımlarını gündeme getiren çevreler hareketlenecektir. ABD’deki Ermeni tasarısına karşı sert ve somut önlemler alınmadığı takdirde Pontus ve Süryani soykırım yasa tasarıları ülke parlamentolarına birbiri ardına gelecektir.

Yukarıda ana hatlarını sıraladığımız önlemler alındığı takdirde Türkiye’nin Ermeni sorununun ortak tarih komisyonu kurularak ele alınması önerisi de daha iyi anlatılabilecektir. Kanaatimize göre, Türkiye’nin tarih komisyonu kurulması ve 1915 olaylarının araştırılması önerisi son yıllardaki en önemli manevralarından birisidir. Ne yazık ki bu inisiyatif, tanıtma eksikliğimiz nedeniyle iyi anlatılamamış, bu öneriyi etkisiz hale getirmek için Ermeni lobileri inkarı suç sayan kanun tasarılarını Fransa’dan başlayarak ülke parlamentolarının gündemine taşımışlardır. Özgür tartışma ortamını yok eden bu girişime karşı üniversite çevreleri ve medyamız da ortaya yeterli tepki koyamamıştır. İşte bu kararsızlık ve plansızlık, Ermeni tasarısının Dış İlişkiler Komisyonu’nda kabul edilmesi ile sonuçlanmıştır. Çünkü Türkiye’ye düşman olanlar ve aleyhte faaliyetlerde bulunanlar hiçbir ceza ve yaptırımla karşılaşmamışlardır. Ermenistan’da sözde tasarıları gündemde tutarak, Azerbaycan topraklarının %20’sinin hukuksuz bir şeklinde işgalini dikkatlerden kaçırmaktadır. Buna izin vermemek hükümetimizin görevi olmalı ve bu devlet politikasına dönüştürülmelidir.
 
* PROF. DR. KEMAL ÇİÇEK [ zaman ]14 Ekim 2007, Pazar

Robert Fisk’in soykırım mektubu sahte çıktı

İngiliz gazeteci Robert Fisk’in önceki günkü yazısında Ermeni soykırımını kanıtlamak için kullandığı ve Talat Paşa’ya ait olduğunu söylediği mektup sahte çıktı. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Zafer Toprak, “Bu mektup tamamen uydurmadır. Bu mektubun ne üslubu, ne dili, ne de muhtevası Osmanlı yazışma sistemine uygun değildir” dedi.

cenaze_1915.jpg

ÜNLÜ İngiliz gazeteci Robert Fisk’in önceki gün The Independent gazetesinde yayımlanan yazısında Ermeni soykırımının kanıtı olarak sunduğu mektubun sahte olduğu ortaya çıktı. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Zafer Toprak, Robert Fisk gibi iyi bir gazetecinin meseleyi politize etmesine bir anlam veremediğini belirterek, yazıda yer alan mektubun tamamen uydurma olduğunu söyledi. Prof. Toprak şunları söyledi:

“1915 Ermeni Tehciri sırasında katliamlar olduğunu kimse inkár etmiyor. Ama bu mektup, Osmanlı yazışma sisteminin hiçbir niteliğine uymamaktadır. Bu mektubun ne üslûbu, ne dili, ne de muhtevası Osmanlı yazışma sistemine uygun değildir. Kaldı ki, hangi devlet arşivinde böyle bir belge bırakır ki? Alman arşivlerinde, Yahudi soykırımı için böyle bir belge bulunabilir mi? Bir ülkenin başbakanı böyle bir mektup yazar mı? Osmanlı devlet terbiyesi ile bu mektubun hiçbir ilgisi yoktur. Yazıda ayrıca birtakım fotoğraflara ilişkin bilgiler yer alıyor. O fotoğrafları ben de gördüm. O fotoğraflarda yer alan vagonların üzerindeki ay-yıldıza dikkatle bakarsanız, bunun Cumhuriyet döneminde kullanılan bayraklar olduğunu görürsünüz.”

Robert Fisk, önceki gün The Independent’da yayımlanan makalesinde, Talat Paşa’nın 15 Eylül 1915’te Halep Valisi’ne gönderdiği şifreli telgrafta, “(İttihat ve Terakki Cemiyeti)… Türkiye’de yaşayan bütün Ermenilerin tamamen imhasına karar vermiştir. Bu karara karşı çıkanlar imparatorluğun resmi memurları olarak kalamazlar. Ne kadar canice olursa olsun onların (Ermenilerin) varlığına tamamen son verilmelidir. ne yaş, ne cinsiyet, ne de vicdani mülahazalara önem verilmemelidir” dediğini iddia etmişti.

KİMSE CİDDİYE ALMADI

Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Hikmet Özdemir ise söz konusu mektubun ilk kez Aram Andonian’ın Naim Bey’in hatıralarından yola çıkarak yazdığı “The Memoirs of Naim Bey: Turkish Offical Documents Relating to the Deportations and Masssacres of Armenians – Naim Bey’in Hatıraları, Ermeni Tehciri ve Katliamlarına İlişkin Türk Resmi Belgeleri, Londra, 1920) kitabında yer aldığını hatırlattı. Söz konusu kitapta yer alan telgrafın Talat Paşa’nın katili Tayleryan yargılanırken delil olarak kullanılmak istendiğini belirten Prof. Özdemir, bu belgelerin sahte olduğunun ortaya konulduğunu ve bunun için mahkeme tarafından kanıt olarak kabul edilmediğini söyledi.

Osmanlı arşivini en iyi bilen isimlerden birisi olan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Selim Deringil de, Andonian’ın kitabında yer alan telgrafların sahte olduğunu aklı başında Ermeni tarihçilerin de kabul ettiğini ifade etti. Kendisinin Robert Fisk’in yazısını İngilizce orijinalinden okuduğunu belirten Prof. Deringil, “1915’te yaşananları inkár etmek mümkün değil. Talat Paşa aklından böyle şeyler geçirmiş olabilir, hatta bunları özel konuşmalarında seslendirmiş de olabilir ama bunu resmi vesika haline getirecek kadar budala birisi değildi” dedi. Yazıda yer alan fotoğraflara da değinen Prof. Deringil, “Benzer fotoğraflar Türk tarafı için de bulunabilir. Bu tür yazı ve fotoğraflar işi hallaç pamuğuna çeviriyor” diye konuştu.

Söz konusu beş telgrafın sahte olduğunun kanıtlandığına dair bilgiler, Hollandalı tarihçi Prof. Erich Zürcher (Turkey: A Modern History) ile İngiliz yazar Andrew Mango (Turks and Kurds) tarafından da dile getirilmişti. İngiliz Dışişleri Bakanlığı’ da bu belgeleri ciddiye almamıştı.
Kaynak; [ http://www.hurriyet.com.tr ]

Amerikan Yahudi kuruluşu Anti-Defamation League’ın (ADL) iddiasında ısrarlı

adl_logo.jpgAmerikan Yahudi kuruluşu Anti-Defamation League’ın (ADL-İftira ve İnkara Karşı Mücadele Birliği) ulusal direktörü Abraham Foxman, sözde soykırım iddiasına sahip çıkmaya devam ediyor. 

Ermenilerle ilgili 1915′teki olayların ’soykırımla eşdeğer’ olduğunu geçen hafta ileri sürerek Türkiye’nın tepkisini çeken Amerikan Yahudi kuruluşu Anti-Defamation League’ın (ADL-İftira ve İnkara Karşı Mücadele Birliği) ulusal direktörü Abraham Foxman, sözde soykırım iddiasına sahip çıkmaya devam ediyor.

Foxman, Boston kenti bölgesinde yayımlanan The Jewish Advocate adlı Yahudi dergisinde çıkan ve ADL’nin internet sayfasında da yer alan son makalesinde, Kongrede bekleyen soykırım tasarılarının geçmesine bir kez daha karşı çıkmakla birlikte 1915 olaylarının ’soykırım’ olduğunu yineledi.

Abraham Foxman, ‘Böyle konularda Kongre kararlarının zararlı olacağına ve Türk-Ermeni yakınlaşması sağlamayacağına inanmaya devam ediyoruz, ancak gelecekte de ’soykırım’ ifadesini kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz’ ifadelerini kullandı.

Foxman, ADL adına geçen Salı günü yayımladığı açıklamada, 1915 olaylarının ’soykırımla eşdeğer’ olduğunu ileri sürmüş, ancak sözde soykırım tasarılarının Kongreden geçmesine karşı olmayı sürdürdüklerini belirtmişti.

Bu gelişmenin Türkiye’de yol açtığı tepkilerin ardından geçen hafta sonuna doğru Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektup gönderen Foxman, kuruluşunun, ’son günlerde Türk liderlerine ve halkına yaşattığı acıdan dolayı derin üzüntü duyduğunu’ belirtmişti.

Foxman, The Jewish Advocate’taki son yazısında şunları ifade etti:

‘On yıllardır Türkiye’deki Yahudi cemaatiyle yakın temasımız var. Bu cemaatin liderlerinden defalarca, Birinci Dünya Savaşı sırasında Türklerin Ermenilere karşı yaptığı eylemlerin soykırım olarak tanımlanması çabalarında Amerikan Yahudilerinin yer almasının etkilerinden nasıl kaygı duyduklarını işittik. Yahudileri savunan bir kuruluş olarak biz, bu kaygılara karşı kayıtsız kalamazdık. Ancak hala bir ikilemimiz vardı. Sadece Yahudi düşmanlığının (anti-Semitizm) değil, her türlü nefretin yol açtığı tehlikeler konusunda insanları eğitmeye kendisiniadamış bir kuruluş olarak biz, Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde Ermenilerin başına gelenkorkunç trajediyi ihmal edemezdik, ihmal etmedik de. Üst düzey Türk yetkilileriyle toplantılarımızda, onlara geçmişle yüzleşmeleri ve ne olduğu hakkında konuşmaları yönünde telkinde bulunduk. Bunu defalarca yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.’

Abraham Foxman, daha sonra son haftalarda kuruluşunun birimlerini etkileyen bu konudaki bir tartışmanın patlak vermesi sonucu meseleye yeniden eğildiklerini ve 1915-18 olaylarının ’soykırıma eşdeğer’ olduğu kanısını paylaştıklarını anlattı.

Yazısının bu noktasında Foxman, sözde soykırıma ilişkin Kongre tasarılarına karşı çıktıklarını, ancak bundan sonra da ’soykırım’ terimini kullanmaya devam edeceklerini belirtti.

Foxman, ‘ADL, birinci olarak Yahudi halkının emniyetini ve güvenliğini gözeten bir kuruluş olmaya devam ettiği sürece, Türkiye’deki 20 bin Yahudi’nin iyiliğini ihmal edemeyiz. Ancak Türk hükümetine doğru yolda telkinde bulunmayı sürdüreceğiz’ dedi.

Öte yandan ADL, 1915 olaylarına ilişkin tutumunu değiştirmesine yol açan kuruluş içi karışıklığı başlatmasının ardından işine son verilen Andrew Tarsy adlı bölge sorumlusu yetkiliyi yeniden işe aldı.

Medyadaki haberlerde, dün Foxman ile yaptığı görüşmeden sonra Tarsy’nın yeniden görevine döndüğü belirtildi.

Yeni İngiltere olarak bilinen en kuzeydoğu eyaletlerinden oluşan bölgedeki ADL yetkilisi Tarsy, bu ay ortalarında 1915 olaylarının, kuruluşunun o zamanki politikasına ilk defa karşı çıkarak ’soykırım’ olduğunu ileri sürmesi üzerine bir tartışma başlatmış ve ardından Foxman tarafından işten atılmıştı.

Ancak ADL içinde yer alan birçok alt kuruluş Tarsy’den yana tutum alınca, ADL’nin parçalanmasından kaygılanan Foxman ve üst yönetim, tavır değiştirmişti. Foxman, sözde soykırımı tanıdıkları yönündeki ilk açıklamasında da, bu kararda, Yahudi birliğininkorunması amacının temel rol oynadığını kabul etmişti. 

Soykırım tepkisine faks geçtiler!

adl_logo.jpgBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1915 Ermeni olayları konusunda tutum değiştirdiği bildirilen, ABD’deki Yahudi lobisi ADL’in Başbakanlığa bir faksla açıklama gönderdiğini belirterek üzüntülerini dile getirdiğini söyledi.
TBMM Genel Kurul 11. cumhurbaşkanlığı ikinci tur oylama sonrası çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, ”Şimon Perez ile bir görüşme yaptınız. Amerika’daki Yahudi lobisinin geri adım atığına dair haberler var, bu konudaki gelişmeler nelerdir?” sorulması üzerine, ADL’in açıklamasının yazılı metnini faks olarak geçtiğini belirterek, ”Bize yönelik bu açıklamadan dolayı özellikle bizim hasiyetlerimizi paylaştıklarını ve yaptıkları yanlışı da bize gönderdikleri yazılı faksta ifade ettiler” dedi.
Erdoğan, “Bundan dolayı da üzüntülerini ifade ettiler. “Ellerinden gelen bütün destekleri bugüne kadar nasıl verdilerse, bundan sonra vereceklerini ifade etiler” dedi.

“ADL’den gelen faksla Bunu dünyaya deklare edecekler mi yoksa Başbakanlığa gelen faksla sınırlı mı olacak?” soruya Erdoğan, “Hayır. Kendi sitelerine girdi zaten” cevabını verdi.

Erdoğan, Türkiye’nin Ermenistan’a sözde soykırım iddialarını, tarihçiler, arkeologlar ve siyaset bilimcilerin de içinde bulunduğu bir komisyon tarafından çalışılması söylediğini, ancak bugüne kadar Ermenistan’dan herhangi bir cevap almadıklarını sözlerine ekledi. [...]


Blog İstatistikleri

  • 18,206 . Kişisiniz

Arşiv –